Bir varmış, bir yokmuş…
Gökyüzünün renginin lavanta moruna döndüğü, rüzgârın fısıltıyla estiği çok uzak bir diyarda Fısıltılı Çiçekler Vadisi adında büyülü bir yer varmış.
Bu vadide yaşayan herkes çiçeklermiş. Ama bu çiçeklerin bir sırrı varmış: Her biri sadece geceleri konuşur, rüyaları anlatırmış.
Vadinin ortasında küçük, meraklı bir kaplumbağa yaşarmış. Adı Toto’ymuş. Toto, gündüzleri gölde yüzer, çiçekleri seyredermiş ama geceleri hep merak edermiş:
“Bu çiçekler ne anlatıyor? Neden sadece gece fısıldıyorlar?”
Bir gece, Toto kulaklarını toprağa yakınlaştırmış. Tam da papatyaların altına uzanmışken incecik bir ses duymuş:
“Uyku şimdi geliyor,
Tatlı düşler getiriyor.
Kalbin ne kadar sakinse,
Rüyan da o kadar güzel olur…”
Toto gözlerini kapatmış, çiçeklerin anlattığı rüyaları hayal etmiş. Bir tanesi uçan bir balinayla göğe yükselen bir çocukmuş…
Bir başkası, ay ışığıyla yürüyen bir kediymiş…
Bir tanesi de rüya kitaplarıyla dolu bir ormanda kaybolan ama huzur bulan bir fil…
Her fısıltı Toto’nun gözlerini biraz daha ağırlaştırmış.
Rüzgâr hafifçe esmiş, çiçekler usulca sallanmış,
Ve Toto uyumuş…
O gece vadide rüya anlatan çiçekler ilk kez şöyle fısıldamış:
“Bir kaplumbağa artık bizi duyabiliyor… ve onun kalbi huzurla doluyor…”
Vadide sessizlik başlamış,
Çiçekler kapanmış…
Toto ise rüyanın en yumuşak yerinde uyuyormuş…
Şimdi sıra sende…
Derin bir nefes al…
Kulağını kalbine ver…
Belki bu gece çiçekler sana da bir rüya fısıldar…