Bir varmış, bir yokmuş... Uzak bir vadide, rüzgârın hep tatlı estiği, çiçeklerin sabahları gülümsediği bir çiftlik varmış. Bu çiftliğin adı Yıldız Çiftliğiymiş. Herkes bu çiftlikte mutluymuş çünkü burada hayvanlar da insanlar gibi konuşurmuş.
Çiftliğin tam ortasında büyükçe bir kırmızı ahır varmış. Ahırda tavuklar, inekler, koyunlar, bir eşek ve bir de minik bir kedi yaşarmış. Herkesin en sevdiği zaman akşammış çünkü akşam olunca büyük ceviz ağacının altında toplanır, birbirlerine gün içinde yaşadıklarını anlatırlarmış.
Bir akşam, güneş yavaş yavaş dağın arkasına saklanırken, inek Mööli hafifçe iç çekmiş.
“Off... Bugün çok garip bir gündü,” demiş.
Tavuk Cıkcık hemen yaklaşmış. “Ne oldu Mööli? Çimenlerin tadı mı değişti?”
“Yok,” demiş Mööli, “sadece... sanki gökyüzü sessizdi. Kuşlar bile daha az şarkı söyledi. Bir şey eksikti…”
O sırada eşek Eşo, kulaklarını oynatarak söze karışmış:
“Bence eksik olan gece şarkısı. Hani her akşam duyduğumuz o hafif esintiyle gelen, bizi uyutan ses var ya... Bugün hiç gelmedi.”
Minik kedi Mırmır birden atlamış:
“Belki de Gecenin Şarkısı kaybolmuştur!”
Herkes birbirine bakmış. Sessizlik bir an sürmüş. Sonra koyun Meee:
“Şarkı nasıl kaybolur ki?” demiş.
Tavuk Cıkcık tedirgin bir şekilde kanatlarını çırpmış. “Ya şarkı, bizi terk ettiyse?”
O anda büyük bilge kaz, Kazım dede, ağır adımlarla gelmiş. Gözlüklerini düzeltmiş ve şöyle demiş:
“Şarkı kaybolmaz. Ama bazen bulunmayı bekler. Belki de biri onu hatırlatmalı…”
Mırmır hemen heyecanla bağırmış:
“Ben hatırlatırım! Gecenin şarkısını ben bulacağım!”
Ve böylece küçük kedi Mırmır, gecenin içine doğru sessizce yürümüş. Çiftliktekiler, onu ceviz ağacının altından uğurlamış.
Ay gökyüzünde yükselirken, Mırmır tek tek ormandaki dostlarına gitmiş.
İlk olarak baykuş Bay Bilge’ye sormuş:
“Gecenin şarkısını duydun mu?”
Baykuş hafifçe gülümsemiş. “Şarkı, kalbin sakinse duyulur, kulak değil, kalp duyar.”
Sonra su kıyısındaki kurbağa Koruk’a gitmiş.
“Koruk, sen şarkıyı biliyor musun?”
Kurbağa suya bakmış ve demiş ki:
“Şarkı, sessizlikle yarışmaz. Sessizliği sever.”
Mırmır bir süre durmuş. Gözlerini kapatmış. İçinde bir sıcaklık hissetmiş. Derin bir nefes almış.
Ve o anda, hafif bir melodi duymuş... Rüzgârda taşınan tatlı bir ezgi. Kuşlar hafifçe ötüyor, yapraklar nazikçe hışırdıyormuş. Ay, gökyüzünde gülümsüyormuş.
“Bu o...” demiş Mırmır fısıltıyla. “Gecenin Şarkısı!”
Sabah olmadan çiftliğe döndüğünde, herkes onu bekliyormuş.
“Buldun mu şarkıyı?” diye sormuş Mööli.
Mırmır başını sallamış.
“Şarkı hep bizimleydi. Ama duymak için kalbimizin de uyuması gerekiyormuş.”
O gece herkes ceviz ağacının altında sessizce oturmuş. Konuşmamışlar. Sadece gözlerini kapatıp, kalpleriyle dinlemişler.
Ve evet… Gecenin Şarkısı geri dönmüş.
Çünkü artık herkes onun nasıl dinleneceğini biliyormuş.