Anasayfa / Dünya Klasikleri Masalları
Dünya Klasikleri Masalları Masal Görseli Dünya Klasikleri Masalları

Kül Kedisi Cinderella

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; uzak diyarlarda, yeşil bahçelerle çevrili güzel bir sarayda, kibar ve nazik bir kız yaşarmış. Adı Cinderella’ymış. Annesini ve babasını çok küçükken kaybedince, kötü kalpli üvey annesi ve iki kıskanç üvey kardeşi onunla alay edip ev işlerine koştururmuş.

Her sabah erkenden uyanan Cinderella, “Günaydın dünya, günaydın kuşlar!” diye şarkılar söyler, evin her köşesini süpürür, bulaşıkları yıkar, çamaşırları yıkar, üstüne bir de yemek pişirirmiş. Fakat yüreği hep umut doluymuş; kendine hep şöyle dermiş: “Bir gün her şey değişecek, sabırla bekleyeceğim.”

Günlerden bir gün, kralın saltanat sarayında büyük bir balo düzenleneceği duyurulmuş. Saraya davet edilen tüm genç kızlar, prensle dans etmeye ve krallığın en güzel kızı seçilmeye hazırlanıyormuş. Üvey kardeşler de en güzel elbiselerini kuyuya kadar kirletip kirletip annelerine “Bizim kıyafetlerimiz bozuldu!” diye ağıt yakmışlar. Üvey anne de Cinderella’ya dönüp, “Sen nasıl gideceksin bu baloya?” demiş. Cinderella ise üzüntüyle başını sallamış.

Tam o sırada, Cinderella’nın başucuna küçük, nazlı bir peri gelmiş. Elindeki sihirli değnekle “Çapulcu Peri” demişler ona. “Sakın üzülme, kızım, bu gece masal gibi geçecek!” diye mırıldanmış. Bir “tik tak” ile Cinderella’nın eski, kirli elbisesi, ipekten, parlak mavi bir balo kıyafetine dönüşmüş. Bir başka “tik tak” ile balkonun demir korkulukları at arabasına; tarla kapılarıysa minicik atlara… Kavanozdaki fareler de beyaz atlı at arabasına güç verecek atlara dönüşüvermiş. En sonunda ise, perinin son “tik tak”ı: Cinderella’nın ayağına küçücük, kristal bir ayakkabı… “Ama gece yarısı vaktinde mutlaka eve dönmelisin; sihirin bozulacağını unutma!” demiş peri.

Cinderella baloya vardığında, kimse onun kim olduğunu anlamamış. Saray girişinden içeri bir adım atar atmaz, tüm gözler ona çevrilmiş. Prens ise, en uzak köşede bekleyen eski bir masal kahramanı gibi hicranlı bakışlarla bakarken, birden Cinderella’nın yüzündeki gülümsemeyi fark etmiş. İlk dansı o gece, yalnızca ikisinin buluşmasıyla başlamış ve öylesine büyülüymüş ki, herkes müziği duymaz, çevredekileri fark etmez olmuş. Kadehler tokuşmuş, müzik yükselmiş, ıslak gecenin yıldızları bile şaşkın şaşkın bakmış.

Tam saatler on ikiyi vururken, Cinderella aniden telaşlanmış: “Eyvah, sihir bozulacak!” diye fısıldamış. Elbisesi de at arabası da yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamış. Prensi kaybetmemek için koşmuş; ama sihirin akıbetiyle baş edememiş ve koşarken sol ayağındaki kristal ayakkabı, merdivenin basamağında kalmış. Bir anda ortadan kaybolmuş; geriye yalnızca o parlak ayakkabı kalmış.

Prens, ayağındaki inceliğe ve ışıltıya hayran kalarak, tüm saraya gönderme yapmış: “Bu ayakkabının sahibi kim olursa, onunla evleneceğim!” demiş. Krallık genelindeki bütün evler tek tek dolaşıldığında, üvey kardeşler ayakkabıyı denemiş ama topukları sığmamış; Cinderella ise, çekingen ama umutla ayağındaki diğer kristal ayakkabıyı çıkarıp prense uzatınca, ayakkabı tıpkı sırıtkan bir yıldız gibi ayağını tam da isabetle sarmış.

Prens, elindeki parmağa Cinderella’nın ince parmağını görünce gülümsemiş ve “Aradığım sensin!” demiş. Üvey anne ve kardeşler şaşkına dönerken, Cinderella’nın gözleri sevgiyle ışıldamış. Kısa sürede görkemli düğün yapılmış, saray bahçeleri çiçeklerle donatılmış, kuşlar cıvıldaşarak şarkılar söylemiş. O günden sonra Cinderella ile prensi kimse ayıramamış; ömür boyu mutlu mesut, sevgiyle yaşamışlar.

Etiketler: