Derin maviliklerin ortasında, mercanlarla süslenmiş bir resifte küçük bir balık yaşarmış.
Adı Lilo’ymuş.
Lilo’nun pulları diğer balıklardan daha solukmuş, rengi tam belli olmazmış. Bu yüzden diğer balıklar onunla pek oynamazmış.
Lilo bazen kendi gölgesine bakar ve üzülürmüş:
— “Keşke ben de parlayan renkli bir balık olsaydım...”
Bir gün resifte panik başlamış. Bir karanlık deniz akıntısı, tüm mercanları kaplamaya başlamış!
Renkli balıklar birer birer saklanmış. Ama dar geçitlerden geçmek gerekiyormuş ve büyük balıklar geçemiyormuş.
Lilo derin bir nefes almış:
— “Ben küçüğüm... ve biraz da soluk renkliyim ama bu geçide sığabilirim!”
Cesurca ilerlemiş.
Karanlıkta yönünü bulmak zormuş ama Lilo, deniz yıldızlarının hafif ışığını takip etmiş.
Sonunda akıntının kaynağını bulmuş: tıkanmış bir kaya çatlağı!
Kuyruğuyla suyu yönlendirmiş, kabarcıklar çıkarmış ve yolu yeniden açmış.
Akıntı durduğunda mercanlar yeniden ışıldamış.
Ve o anda… bir mucize olmuş:
Lilo’nun pulları da parlamaya başlamış!
Meğer onun parıltısı, sadece cesaretle ortaya çıkıyormuş!
Tüm deniz canlıları ona hayran kalmış.
Lilo artık parlıyormuş ama en önemlisi: kendi içindeki değeri bulmuş.
Gerçek parıltı dışımızda değil, içimizde saklıdır. Cesaret gösterdiğimizde ışığımız görünür olur.