Bir varmış, bir yokmuş…
Gökkuşağının ucu ile bulutların yastık yaptığı bir köyün yakınlarında, rengârenk ağaçlarla dolu Renkli Orman varmış. Bu ormanda her ağaç farklı bir renk, her çiçek başka bir ses çıkarırmış. Ve burada hayal kurmak, konuşmak kadar kolaymış.
Bu ormanda yaşayan küçük bir kirpi varmış. Adı Piku imiş. Piku, minik boylu ama kocaman yürekli bir kirpiymiş. Tüm gününü ormanda dolaşıp yeni şeyler keşfetmeye harcarmış. Ama diğer hayvanlar Piku’nun biraz "fazla hayalperest" olduğunu düşünürmüş.
“Ay yine mi hayal kuruyorsun Piku?” dermiş sincap Mita.
“Sen hayal kurarken biz meşe topluyoruz,” diye eklerdi tavşan Titi.
Ama Piku kimseye aldırmaz, her gün günlüğüne şöyle yazarmış:
“Bir gün gökyüzüne dokunacağım. Belki bir balonla, belki de mavi bir karpuzla!”
Bir sabah, güneş henüz gözünü açmamışken, Piku ormanda parlayan bir şey görmüş. Bu mavi, kocaman ve yuvarlak bir şeymiş. Ama karpuz gibi kokuyormuş!
“Bu… bu bir mavi karpuz!” diye bağırmış Piku heyecanla.
Diğer hayvanlar da gelmiş, hepsi şaşkın:
“Karpuzlar yeşil olurdu, bu mavi ne böyle?”
“Belki bozulmuştur…”
Ama Piku bu karpuzun sihirli olduğunu hissetmiş. Karpuza dokununca, yavaşça havalanmaya başlamış!
“Yükseliyor!”
“Piku gidiyor!”
Kirpi Piku ve mavi karpuz birlikte gökyüzüne doğru süzülmüşler. Ağaçların üstünden geçmiş, göllerin yansımasına bakmış, sonunda Bulut Tepesi denilen yere varmışlar.
Bulut Tepesi gökyüzündeki çocukların ve hayvanların hayallerini saklayan bir yermiş. Fakat oraya ulaşan herkesin önüne çıkan Gölge Kuşları varmış. Bu kuşlar, başkalarının hayallerini küçümsemeyi görev bilirlermiş.
Piku’nun önünü kesmişler:
“Sen kimsin de buraya geldin?”
“Sen küçücük bir kirpisin, hayallerin çok büyük!”
Piku önce korkmuş, ama sonra derin bir nefes almış:
“Ben kendimim. Küçüğüm ama kalbim büyük. Hayal kurmayı seviyorum ve buraya dostluk, cesaret ve hayaller için geldim!”
Kuşlar bir anda susmuş. Çünkü gerçek cesaret, tam da böyle bir şeymiş: Korkarken bile konuşabilmek.
Renkli Ormana Dönüş
Piku, bulutlardan bir parça umut alıp geri dönmüş. Elinde artık sadece mavi karpuz değil, renk değiştiren bir tohum da varmış.
“Bu, hayal tohumu. Nereye dikerseniz orada renkli düşler büyür,” demiş Piku.
Diğer hayvanlar önce şaşırmış ama sonra hep birlikte o tohumu ormanın tam ortasına dikmişler. Ertesi gün orada dev bir ağaç büyümüş. Dalları kitap gibi, yaprakları müzik gibiymiş. Herkes altında oturup hayal kurmaya başlamış.
“Ben bir gün denizlere açılacağım!”
“Ben yıldızlara merdiven kuracağım!”
“Ben gökyüzünü boyayacağım!”
Ve herkes artık Piku’ya başka gözle bakmış. Artık onun adı: Hayalci Kirpi Piku değil, Cesur Piku olmuş.
Masalın Sonu, Ama Düşlerin Başı...
O günden sonra ormanda her hayale yer olmuş. Küçük ya da büyük, gerçek ya da düşsel...
Çünkü herkes öğrenmiş:
Hayallerimizi küçümseyenlerden değil, destekleyenlerden cesaret alırız.
Ve Piku hâlâ her gün günlüğüne yazarmış:
“Bugün de gökyüzüne dokunuyorum… İçimden.”