Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak ülkelerin birinde, yemyeşil ormanların tam ortasında, yumuşacık tüyleri olan minik bir mavi ayıcık yaşarmış.
Adı Maviş’miş. Maviş, geceleri uyumakta biraz zorlanan bir ayıcıkmış. Gözlerini kapatır kapatmaz aklına türlü düşünceler gelirmiş.
Bir gece annesi, Maviş’in başucuna oturmuş ve kulağına şöyle fısıldamış:
"Sevgili Maviş’im, sana bir sır vereceğim. Uyku perileri yalnızca huzurlu kalplere uğrar."
Maviş merakla sormuş:
"Huzurlu kalp nasıl olunur ki anneciğim?"
Annesi gülümseyerek cevaplamış:
"Haydi gel, sana Uyku Bahçesi’ni göstereyim."
Maviş gözlerini kapatmış ve annesinin sesiyle bir düş yolculuğuna çıkmış.
Birdenbire, ay ışığıyla parlayan bir patikada yürümeye başlamışlar.
Patikanın iki yanında, yaprakları gece mavisi olan çiçekler uzanıyormuş.
Her çiçek, usulca ninni söylüyormuş rüzgâra karışarak…
İlk durdukları yer Gülümseyen Kuş Ağacı olmuş.
Bu ağaçta yaşayan kuşlar sadece mutlu düşünceleri şarkı yaparmış.
Maviş, o gün oynadığı güzel oyunları, sevdiği dostlarını ve annesinin kucaklayışını düşünmüş.
Kuşlar hemen cıvıldamaya başlamış:
"Mutlu anılar yastık olur, tatlı düşler yoldaş olur…"
Sonra Uğultu Deresine varmışlar.
Ama bu dere gürültü yapmazmış, aksine suyu akarken bir melodi fısıldarmış.
Maviş eğilip suya kulak vermiş. Derenin sesi, kalbinin içini yumuşatmış.
En son Uyku Bahçesine ulaşmışlar.
Bu bahçede sadece kalbi hafiflemiş olanlar uyuyabilirmiş.
Yıldız tohumlarıyla bezeli toprağa uzanmış Maviş.
Ay ışığı saçlarını okşarken annesi kulağına fısıldamış:
“İyi geceler canım yavrum. Kalbin hafifse, uykun derin olur.”
Ve Maviş oracıkta derin bir uykuya dalmış…
Rüyasında yine o patikada yürümüş, ama bu kez yalnız değilmiş.
Onunla birlikte tüm çocuklar da gülümsüyor, Uyku Bahçesi'nde yıldızlarla oyun oynuyormuş.
Masal da burada usulca son bulmuş.
Tıpkı Maviş gibi, gözlerini kapatan herkes huzurlu bir uykuya dalmış...