Bir zamanlar, uzak bir ormanda Leo adında küçük bir aslan yaşardı. Leo henüz kükremeyi bile tam öğrenememişti ama kalbi kocamandı. Diğer hayvanlar bazen onun küçük ve sessiz oluşuna gülerdi. Ama Leo onlara hiç kızmazdı, çünkü bir gün cesur bir aslan olacağına inanıyordu.
Bir sabah, ormanda garip bir sessizlik vardı. Ne kuşlar ötüyordu, ne de sincaplar zıplıyordu. Herkes evine saklanmıştı.
Leo annesine sordu:
“Anne, neden herkes saklandı?”
Annesi endişeyle cevapladı:
“Ormanın öteki ucunda bir dev rüzgâr çıktı. Tüm hayvanlar korktu, kimse dışarı çıkamıyor.”
Leo, “Ama Minik Baykuş sabah oyun oynamaya gitmişti. Şimdi nerede?” dedi.
Annesi sessiz kaldı. Çünkü Minik Baykuş hâlâ ormandaydı ve kimse onu almaya cesaret edememişti.
Leo biraz korksa da ayağa kalktı. “Ben onu bulacağım!” dedi.
Annesi şaşırdı ama Leo’nun gözlerindeki kararlılığı görünce ona güvendi.
Leo, küçük patileriyle yola koyuldu. Rüzgâr savuruyordu ama o geri dönmedi. Ağaçların arasından geçti, yapraklar uçuştu ama Leo ilerlemeye devam etti.
Sonunda bir ağacın altında titreyen Minik Baykuş'u buldu.
“Baykuş! Ben geldim. Korkma artık,” dedi Leo yavaşça.
Minik Baykuş şaşkınlıkla baktı:
“Gerçekten sen mi geldin Leo? Çok cesursun!”
Leo, baykuşu sırtına aldı ve dikkatlice geri döndü. Ormana vardıklarında herkes onları alkışladı. Tavşanlar zıpladı, kuşlar şarkı söyledi.
Büyük aslanlar bile Leo’ya hayran kaldı. Artık herkes onu “Küçük ama kocaman yürekli aslan” diye çağırıyordu.
Leo gülümsedi. Çünkü artık biliyordu: Cesaret, korkmamak değil, korkarken bile iyilik yapabilmekti.