Gökyüzünün hemen altındaki en büyük çınar ağacında, minik bir serçe ailesi yaşarmış. Ailenin en küçük üyesi, tüyleri henüz tam çıkmamış, gözleri kocaman merak dolu bir serçeymiş: Koko.
Koko her gün ağacın tepesinden kardeşlerinin uçuşlarını izler, içinden şöyle dermiş:
— “Ben de uçmak istiyorum… ama ya düşersem?”
Bir gün annesi demiş ki:
— “Yavrucuğum, kanatların var çünkü uçman gerekiyor. Korkmak normaldir ama uçmayı denemezsen hiç bilemezsin.”
Koko dalların kenarına gelmiş, aşağıya bakmış… çok yüksekteymiş.
Korkmuş.
— “Peki ya rüzgar çok sert eserse?”
— “Ya kanatlarım yetmezse?”
— “Ya yere çakılırsam?”
Baba serçe yaklaşmış:
— “Korktuğun için değil, korkuna rağmen uçtuğunda cesur olursun. Cesaret, kalbinde saklı bir kanattır.”
Koko gözlerini kapatmış. Derin bir nefes almış.
Ve… zıplamış!
İlk başta rüzgar savurmuş, biraz dengesini kaybetmiş ama sonra…
Kanatlarını açmış.
Dönmüş, süzülmüş, yukarı çıkmış… gökyüzüne karışmış! ☁️????️
Aşağıdan annesi gülümsemiş:
— “İşte şimdi oldu. Artık bir kuşsun, Koko.”
Koko o günden sonra ne zaman korksa kendine şu soruyu sorarmış:
— “Uçmayı öğrenmeden önce yere bakmak mı, gökyüzüne cesaretle bakmak mı daha önemli?”
Ve cevabı hep içindeymiş.
Korkmak doğaldır. Ama korkuya rağmen denemek, cesaretin gerçek tanımıdır.