Bir sabah orman güneşle uyanmıştı. Kuşlar ötüyor, çiçekler esen rüzgârla hafifçe sallanıyordu. Uğur böceği minik yuvasından başını uzattı. Karnı çok acıkmıştı.
"Bugün güzel bir şeyler bulmalıyım!" dedi kendi kendine ve kanatlarını çırparak yola koyuldu.
Yumuşak çimenlerin üstünden yürürken gözleri birden parladı. Bir ağacın altında, yere düşmüş nefis bir ekmek parçası duruyordu.
"Harika! Ama... bu çok büyük, tek başıma taşıyamam," dedi üzülerek.
Tam o sırada, sırtında minik yapraklar taşıyan karınca arkadaşını gördü.
"Merhaba Karınca! Yardımına ihtiyacım var," dedi uğur böceği.
"Tabii ki! Ne demek!" dedi Karınca ve birlikte ekmek parçasını uğur böceğinin sepetine yerleştirdiler.
Uğur böceği gülümsedi.
"Yardım ettin, paylaşmak isterim. Yarısı senin!"
Karınca da gülümsedi: "Ne kadar naziksin. Teşekkür ederim."
İkisi birlikte sepeti taşıyarak yürümeye başladılar. Ama o sırada ağaçların arasından siyah bir kuş süzüldü.
"Hımmm, nefis kokular!" dedi ve hop! Ekmeği kaptı!
"Hayır!" diye bağırdılar. Ama artık çok geçti. Kuş ekmeği afiyetle yemişti.

Uğur böceği ve karınca çok üzülmüştü. Ama birbirlerine sarıldılar ve birlikte yollarına devam ettiler.
Bir süre sonra bir ağacın altında garip bir ses duydular.
"Cik Cik! Yardım edin! Lütfen!"
Bu, biraz önce ekmeği kapan kuştu! Bir ip parçasına dolanmış, kanadı sıkışmıştı. Çırpınıp duruyordu.
Uğur böceği ile karınca birbirine baktı.
"Ne yapalım?"
"Yardım edelim. Çünkü biz iyi kalpli dostlarız."

İkisi birlikte kuşu dikkatlice kurtardılar.
Kuş gözlerini yere indirdi.
"Ben size haksızlık ettim. Özür dilerim. Ama siz bana yine de yardım ettiniz... Çok utanıyorum."
Uğur böceği gülümsedi:
"Affetmek de güzel bir şeydir, değil mi?"
Kuş mutlu olmuştu.
"Lütfen, sizi evime davet edeyim. Size fındıklarımdan ikram etmek isterim."
Üç arkadaş birlikte yola koyuldular.
Kuşun yuvasında hep birlikte fındık yediler, şarkılar söylediler ve oyunlar oynadılar.
Ve o günden sonra, uğur böceği, karınca ve kuş en yakın dostlar oldular.