Bir varmış, bir yokmuş…
Çiçeklerle süslenmiş bir kırın kıyısında, minik bir salyangoz yaşarmış.
Adı Tosbi’ymiş.
Tosbi çok tatlı, sessiz ve dikkatli bir salyangozmuş. Ama bir sorunu varmış: kendini sıradan hissediyormuş.
“Ne kocaman kulaklarım var… Ne güzel tüylerim... Ne de kanatlarım…”
“Ben sadece yavaş bir salyangozum…”
Diğer hayvanlar kendilerini tanıtırken hep coşkuyla konuşurmuş:
“Ben kelebek Zumi’yim, rengârenk kanatlarım var!”
“Ben arı Lira’yım, bal yaparım, uçuşurum!”
“Ben cırcır böceği Tito’yum, müziğin kralıyım!”
Tosbi ise hep geride durur, çiçeklerin altında gizlenirmiş.
Fırtına ve Dağılan Renkler
Bir gün gökyüzü birden kararır, gri bulutlar toplanır ve güçlü bir fırtına başlarmış. Rüzgâr o kadar sert esmiş ki kelebeklerin renkli pulları savrulmuş, çiçeklerin yaprakları kopmuş, arıların kovanı devrilmiş!
Küçük hayvanlar şaşkın ve üzgün bir halde etrafa dağılmışlar. Renkler kaybolmuş, kır bembeyaz kalmış.
Herkes yardım istemiş ama rüzgârda kimse birbirine ulaşamamış.
Ta ki… Tosbi ortaya çıkana kadar.
Tosbi’nin Renkli Yolu
Tosbi, kendi kabuğunun üstüne ıslanan renkli yaprakları, polenleri ve minik çiçekleri bir bir toplamış. Onları sıra sıra dizmiş, çamura saplanan arkadaşlarına kabuğundaki renkli izlerle yol göstermiş.
“Ben yavaş ilerliyorum ama iz bırakıyorum,” demiş kendi kendine.
O bıraktığı renkli yol, diğer tüm hayvanların güvenli şekilde bir araya gelmesini sağlamış.
Kelebek Zumi, “Sen bizim pusulamız oldun,” demiş.
Arı Lira, “Senin sabrın olmasa kaybolurduk,” diye eklemiş.
Tosbi’nin Çiçekli Yolu
Fırtına dinince herkes birleşip Tosbi için bir sürpriz hazırlamış. Tüm kırın ortasına Tosbi’nin İz Yolu adı verilen bir renkli çiçek yolu yapmışlar.
Ve her sabah güneş doğarken o yolun ucunda şöyle bir tabela olurmuş:
"Yavaş da olsan, sevgiyle iz bırakırsan, herkes seni bulur."
Tosbi artık kendini sıradan değil, özel hissedermiş. Çünkü her hayvanın bir parıltısı varmış. Onunki ise, iz bırakmakmış.