Bir zamanlar, gökyüzüne en yakın dağın yamacında küçük bir kulübede yaşayan minik bir ayıcık varmış. Adı Lumi’ymiş. Lumi çok sevecen, çok meraklı bir ayıcıkmış ama en çok geceleri gökyüzündeki yıldızları izlemeyi severmiş.
Her gece, gökyüzüne bakar ve yıldızların neden parladığını merak edermiş. Bir gece, tam uykuya dalacakken gökyüzünden bir ses duymuş:
"Lumi, senin kalbin çok parlak. Bu gece bize yardım eder misin?"
Lumi şaşırmış ama çok sevinmiş. Gözlerini kapatıp derin bir nefes almış… Ve birden kendini gökyüzüne yükselirken bulmuş!
Bulutların üzerinde yürüyen bir yıldız postacısı onu bekliyormuş.
"Bazı yıldızlar kayboldu, rüyalar eksik kalmasın diye onları toplamamız gerek," demiş.
Lumi, altın renkli bir sepet almış eline ve yavaşça yıldızları toplamaya başlamış. Her yıldız bir hayalin anahtarıymış:
Bir tanesi bir çocuğun gökkuşağına binme hayali…
Bir tanesi denizlerin altında konuşan balıklarla ilgili…
Bir diğeri ise pamuktan yapılmış bir şatoda uyuyan minik bir prensese aitmiş...
Lumi tüm yıldızları topladıkça daha da yavaşlamış, uykusu gelmeye başlamış. Son yıldızı da sepete koyduğunda göz kapakları kapanmış…
Yıldız postacısı hafifçe gülümsemiş ve demiş ki:
"Şimdi rüyana gitme vakti, minik kahraman..."
Lumi o gece, rüyasında bulutlardan bir yorgan, ay ışığından bir yastık yapmış kendine…
Ve derin, huzurlu bir uykuya dalmış.
Göklerde yıldızlar yerine dönmüş,
Lumi ise şimdi tatlı tatlı uyuyormuş...
Sen de şimdi gözlerini kapat...
Belki yıldız postacısı seni de çağırır bu gece…