Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil bir ormanda yavaş ama meraklı bir kaplumbağa yaşarmış. Adı Zuzu’ymuş. Zuzu çok tatlıymış ama biraz da çekingenmiş. Her gün aynı patikadan yürür, aynı ağacın altına gider, orada otururmuş. Yeni yerleri görmek istermiş ama korkarmış.
Bir gün ormanın ortasına büyük bir tabela dikilmiş. Üzerinde şöyle yazıyormuş:
“Çiçekler Vadisi Bu Tarafta!”
Ormanın en güzel çiçeklerinin açtığı bu vadiyi herkes duymuş ama çok az hayvan oraya gidebilmiş. Çünkü oraya ulaşmak için küçük bir dereyi geçmek, bir tepeye tırmanmak ve biraz karanlık bir ormandan geçmek gerekiyormuş.
Zuzu tabelayı okuyunca içinden şöyle demiş:
— “Ben de çiçekleri görmek istiyorum… Belki bu sefer cesur olabilirim.”
Minik sırt çantasına biraz marul, su ve oyuncak taşını koymuş. Ve cesaretle yola çıkmış.
İlk önce minik bir dereye gelmiş. Su çok derin değilmiş ama Zuzu yüzme bilmezmiş. Tam geri dönecekken Minik Kurbağa Zıpır zıplamış:
— “Gel, sırtımda taşıyayım seni!”
Zuzu önce çekinmiş ama sonra gülümsemiş. Kurbağa sırtında taşıyınca dereyi geçmiş.
Sonra karşısına büyük bir tepe çıkmış. Yorulmuş ama pes etmemiş. Tam tırmanırken ayağı kaymış. O sırada Tüylü Tavşan Mino gelmiş:
— “Tut elimden Zuzu, birlikte çıkarız!”
Beraberce tepeyi aşmışlar. Son olarak biraz karanlık bir ormana gelmişler. Zuzu biraz korkmuş ama bu sefer geri dönmemiş. Mino ve Zıpır yanında olduğu için cesaretle yürümüş.
Ve sonunda… işte oradaymışlar! Çiçekler Vadisi!
Mor lavantalar, sarı papatyalar, pembe güller ve gökyüzü gibi mavi çiçekler… Her yer mis gibi kokuyormuş. Arılar dans ediyor, kelebekler uçuşuyormuş.
Zuzu çok mutluymuş. Gözleri parlamış:
— “İyi ki korkumu yendim. İyi ki yola çıktım!”
Ve o günden sonra Zuzu, artık sadece aynı patikadan gitmezmiş. Yeni yollar, yeni dostluklar, yeni çiçekler keşfetmiş.
Masal bitti ama Zuzu’nun cesareti rüyanda seninle olsun. Gözlerini kapat ve kendi Çiçekler Vadine doğru tatlı bir yolculuğa çık…